İzzet Keribar: Eşimden sonra en iyi arkadaşım fotoğraf oldu

Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafınca 1985’te “AFIAP” (Sanatçı), 1988’de de “EFIAP” (Ekselans) unvanlarıyla onurlandırılan İzzet Keribar, 1952’den beri fotoğrafa meraklı bulunduğunu söyledi.
“PAŞANIN TERCÜMANI OLMUŞTUM”
Usta sanatçı, yalnızca fotoğrafla meşgul olmadığını belirterek “Hayatım süresince birçok iş yaptım. Ancak ticaretin artık bana göre bir şey olmadığını ayrım edince kendimi tamamiyle fotoğrafa adadım” ifadelerini kullandı.
Liseyi bitirdiğinde babasının ödül olarak Leica marka resim makinesi aldığını dile getiren Keribar, o yıllarda Türkiye’de bir ihtimal 10 kişide o kalitede bir resim makinesi bulunduğunu söyledi.
Kore’de gönüllü askerlik yapmış olduğu yıllarda da o makineyi kullandığından bahseden usta fotoğrafçı, şunları anlattı:
“Kore’ye 1956’da gönüllü olarak gittim. İngilizce konuştuğum için tercüman olarak gitmiştim fakat hızlıca fotoğrafçılığım ile üst subaylar tarafınca oldukça sevilmeye başladım. Fotoğrafçılık vasıtası ile paşanın tercümanı olmuştum. Fakat Kore’den döndükten sonrasında fotoğrafa ara verdim, ailemi, işimi kurdum. Uzun seneler kuyumculuk, antikacılık yaptım. Müzikle ilgilendim, tecim yaptım ve 1980 senesinde bir rastlantı eseri oğluma aldığım makinayı kurcalamaya başlayınca birden bire o resim aşkı yeniden alevlendi. İlk yaptığım iş İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne (İFSAK) üye olmak oldu. Kendimi fotoğrafçı sanıyordum oysa asla bir şey değilmişim.”
“43 SENEDİR HİÇ DURMADAN KENDİMİ TAMAMEN FOTORĞAFA ADADIM”
İzzet Keribar, resim sanatını 1980 sonrası ciddi olarak öğrenmeye başladığını söyleyerek, “Daha sonrasında büyük ödüller gelmeye başladı yarışmalardan. 10 sene sonrasında dünya çapınca yarışmalardan ödüller almaya başladım ve resim dünyasında ismim duyuldu. Yani 43 yıldır asla durmadan kendimi tamamiyle fotoğrafa adadım. O yüzden eşimden sonrasında en iyi dostum resim oldu. Her şey resim çevresinde dönmeye başladı” dedi.
Türkiye’nin tanınması ve turizmin gelişmesi için çalışan büyük acentelere resim tedarik ettiğinden de bahseden Keribar, eski İstanbul’la alakalı 1000’e yakın fotoğrafı bulunduğunu açıkladı.
Keribar, Taksim’de dünyaya geldiğini ve amatör şeklinde de ilk o bölgede resim çekmeye başladığını anlatım ederek, şu şekilde devam etti:
“Geriye doğru bakınca keşke o yıllarda (fotoğrafa) birazcık daha vakit ayırabilseydim diyorum. Bazı günler okulu asıp resim çekmeye gittiğimi hatırlıyorum. Ama sonraları yaşamın gereklilikleri beni fotoğraftan uzaklaştırdı. Ama oldukça hassas bir sistemle sakladım, hem eski İstanbul hem Kore tarihi hem de 1980 sonrası çektiklerimi hesap edince 2 milyona yakın fotoğrafım oldu.”
“BUGÜN BAŞARIM UZUN VADELİ BİR EMEKTEN KAYNAKLANIYOR”
Uzun uzun yıllardan beri birçok kurumda eğitmenlik yaptığını ve dersler verdiğini de özetleyen sanatçı, “Pek oldukça fotoğrafçı yetiştirme fırsatı buldum. Türkiye’den hangi dernek çağırırsa ‘hayır’ demiyorum, hepsine icabet ediyorum. Türkiye’nin her tarafına gittim. Ben resim tecrübemi gençlerle paylaşan birisiyim. Mesela Ara Güler oldukça paylaşmazdı, hep kendisineydi. Ben sırlarımı bile paylaşıyorum, onlarda esasen bir maharet var ise beni geçeceklerdir, ben seviyorum paylaşmayı” değerlendirmesini yaptı.
Usta fotoğrafçı, genç sanatçı adaylarına ise şu tavsiyelerde bulundu:
“Yaptığı işi sevmesi lazım ve devamlılık oldukça önemlidir. 1980 ve 1990 arası ben oldukça yarışmaya girdim. İlk başlangıçta internasyonal yarışmalarda 4-5 resim gönderiyordum hepsi geri geliyordu. Derken 1 adet resim kabul edildi bayram ettik, sonrasında 2 oldu bayram ettik, derken bir mansiyon geldi, derken altın madalya sonrasında bir baktık bunlar birikti. Başarılı bulunmadığınız vakit kesinlikle bir yerde acı hissediyorsunuz, oldukça ivedi unutulur bu. Ama siz kazandığınız vakit yaşam boyu hatırlayacaksınız. O kadar oldukça başarısız oldum ki fakat hepsinden ders almaya çalıştım. Pes etmemek lazım. Benim bugün başarım uzun vadeli bir emekten kaynaklanıyor.”
“30 YILDIR GRUPLARLA TÜRKİYE’NİN HER TARAFINI GEZDİK”
İzzet Keribar, gezme ve serüven ruhunun hep var bulunduğunu söyleyerek, “Askerliği de o yüzden Kore’de yaptım, maceraya atılmayı seviyorum. Hatırlıyorum 11 yaşımda kendi başıma Kadıköy’den trene bindim, Gebze’ye gittim geldim. İnanılmaz bir şeydi bu. Gebze oldukça uzak sayılırdı o dönemin İstanbul’unda. Kaç gün anlattım arkadaşlarıma” diye konuştu.
Dünyanın dört bir yanını gezdiğini aktaran usta fotoğrafçı, “Ben maksimum Türkiye’yi sevdiğimi kolaylıkla söyleyebilirim. Çünkü Türkiye’de kendimi buluyorum, kendi ülkemde olmanın verdiği huzur oluyor resim çekerken. 30 yıldır gruplarla Türkiye’nin her tarafını gezdik ve resim çektik. Güzel bir arşiv meydana geldi” açıklamasını yaptı.
Keribar, son teknolojik telefonların kalitelerinin muazzam aşama iyi olduğuna da dikkat çekerek, “Aslında telefon teknolojisinin gelişmesi bizlerin işlerini de zayıflattı. Çünkü artık hepimiz çekim yapıyor” değerlendirmesinde bulundu. (AA)